Servet-i Fünun Edebiyatı

  • Recaizade Mahmut Ekrem’in önderliğinde Servet-i Funun Dergisi etrafında toplanan bazı gençler Tevfik Fikret’in derginin başına getirilmesiyle edebi bir topluluk özelliği kazanır.
  • Sonraları Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozan, Ali Ekrem Bolayır, Halit Ziya Uşaklıgil’in katılımıyla genişler.
  • Devlet yönetiminin baskıcılığını bahane ederek toplumsal konulara eğilmediler.
  • Fransız edebiyatına aşırı bağlı kaldılar.
  • Aruz başarıyla ölçüsü kullanılmıştır.(Sadece Tevfik Fikret “Şermin” adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.)
  • Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşadılar.
  • Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı kaldılar.
  • Nazım (şiir) nesre (düz yazı) yaklaştırılmıştır. Konu bütünlüğüne önem verilmiştir.(Mensur Şiir )
  • Batı’dan sone ve terza-rima gibi yeni nazım şekilleri alınmıştır.
  • Roman dalında Halit Ziya oldukça başarılı eserler vermiştir.
  • Şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ SANATÇILARI

TEVFİK FİKRET

  • Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
  • Fen, bilim, teknik onun kalemiyle şiirimize girmiştir.
  • Parnasizm akımından etkilenmiştir.
  • Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır.
  • Şermin adlı eserinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
  • Servet-i Fünun’dan sonra herhangi bir topluluğa katılmamış, bazı sosyal şiirler yazmıştır.
  • Türk edebiyatında ilk defa İstanbul’u eleştiren şair olmuştur.(Sis şiiri)
  • Mehmet Akif ile atışmışlardır. Oğlu Amerika’ya okumak için gider; ancak papaz olur.
  • Eserleri: Rubab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri, Rubabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru, Şermin

 HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

  • Birçok edebi türde eser vermesine rağmen asıl ününü romanlarda bulmuştur.
  • Sanatlı bir söyleyişi, iyi bir gözlemciliği vardır.
  • Romanlarında üst tabakanın hayat özelliklerini işlemesine rağmen hikâyelerinde sıradan insanları işlemiştir.
  • Realizm ve natüralizmi benimsemiştir.
  • Eserleri teknik açıdan kuvvetlidir, bu yönüyle romancılığımızın üstadı sayılır.
  • Şiirleri düz yazıya oldukça yakındır.
  • Eserleri: Aşk-Memnu, Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Aşka Dair, Kâbus…

 CENAP ŞAHABETTİN

  • Sanat, sanat içindir görüşünü benimsemiştir.
  • Halk arasında birçok dizesi atasözü gibi kullanılmaktadır.
  • Dilini süslemiş, kelime oyunları bol, söz sanatları oldukça fazla kullanmıştır.
  • Şaire göre “şiir kelimelerle resim yapma işidir.
  • Eserleri: Hac Yolunda, Evrak-ı Eyyam, Tamat, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Afak-ı Irak Tiryaki Sözleri.

MEHMET RAUF 

  • İlk psikolojik romanımız olan “EYLÜL“ü yazmıştır.
  • Çok fazla bir edebi kimliği yoktur.
  • Halit Ziya’nın etkisinde kalmıştır.

SERVET-İ FUNUN DÖNEMİNİN BAĞIMSIZ İSİMLERİ

MEHMET AKİF ERSOY

  • Sanatı toplum için kullanmıştır.
  • Mücadeleci fikir adamıdır.
  • Hayatı, olduğu gibi edebiyata yansıtmıştır.
  • Aruzu başarıyla kullanmıştır.
  • Epik -lirik şiiri ustaca kullanmıştır.
  • İslam birliği (ümmet bilinci) ni yerleştirmek için uğraşmıştır.
  • Tek eseri “SAFAHAT“tır.

 HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

  • Realistnatüralist bir yazardır.
  • Toplum için sanat görüşündedir.
  • Hemen her şey onun eserlerine konu olmuştur.
  • Mizaha, günlük konuşmalara çok sık başvurmuştur.
  • Yabancı hayranlığı, mürebbiye takıntısını, kadın dedikodularını eserlerinde sıkça işlemiştir.
  • Eserleri İstanbul merkezlidir. Anadolu yoktur.
  • Eserleri: Şık, Mürebbiye, İffet, Şıpsevdi, Gulyabani, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Ben Deli Miyim? Nimetşinas

AHMET RASİM

  • Eserlerinde ele aldığı kişilerin geleneklerinden, göreneklerinden, inançlarından bahsetmiştir.
  • Yapıtlarında sohbet havası vardır.
  • Servet-i Fünundan uzak durmuştur, Ahmet Mithat Efendi’nin edebi çizgisini izlemiştir.
  • Eserlerinde yaşadığı döneme ait ayrıntılı bilgiler vermiştir.
  • Kadın-erkek ilişkileri konusunu eserlerinde katı ahlakçı bir tutumla işlemiştir.
  • Şarkı da bestelemiştir.
  • Başlıca eserleri: Hamamcı Ülfet (1922), Fuhş-ı Atik (1924), İki Güzel Günahkar, Afife, Kitabe-i Gam, Şehir Mektupları, Falaka, Muharrir Şair Edip, Ramazan Sohbetleri, Menakıbı İslam, Eşkali Zaman, Ciddü Mizah, Gülüp Ağladıklarım, Muharrir Bu Ya, Osmanlı Tarihi, İki Hatıra Üç Şahsiyet, İstibdattan Hakimiyeti Milliyeye, Romanya Mektupları

                            SERVET-İ FÜNÛN (EDEBİYAT-I CEDİDE) EDEBİYATINDA ŞİİR

Servet-i Fünun Şiiri Biçim Özellikleri
NAZIM BİRİMİ En küçük nazım birimi dizedir. Tanzimatçılar ise Divan   edebiyatınazım birimi olan beyti kullanmışlardır.
ÖLÇÜ Ölçü yine aruz ölçüsüdür. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamışlardır.
Hece ölçüsü yalnızca Tevfik Fikret’in çocuk şiirlerinde kullanılmıştır.
UYAK TÜRÜ . Uyak anlayışı değişmiş “göz uyağı”   yerine “kulak uyağı” anlayışı benimsenmiştir.
DİL ve ÜSLUP . Dil son derece ağır ve süslüdür. Dile, Arapça   Farsça ve Fransızcadan yeni sözcük tamlama ve terkipler aktarmışlar; dile o   güne değin hiç duyulmamış ve kendi uydurdukları tamlamalar ekleyerek   anlaşılması olanaksız yapay bir şiir dili yaratmışlardır.
NAZIM ŞEKİLLERİ . Nazım şekillerinde pek çok değişiklik yapılmıştır.
. Divan edebiyatı nazım şekilleri tamamıyla terk edilmiş; Batı edebiyatının   “sone” ve “terzarima” biçimleri ile “serbest müstezat” ve “karma” nazım biçimleri kullanılmıştır.
. “Mensur şiir” örneklerine ilk kez bu donemde rastlanmaktadır
 Servet-i Fünun Şiiri İçerik Özellikleri
“Sanat   için sanat” ilkesi benimsenmiştir.
Sembolizm ile parnasizmin etkisinde kalınmıştır.
Siyasal ortamın da etkisi ile toplumsal konular ele alınmamıştır.
En çok işlenen konular: günlük yaşam, aşk, doğa görüntüleri, karamsarlık,   düş kırıklıkları, ölüm.
Nazım nesre yaklaştırılmıştır.
Konu birliğine bütün güzelliğine önem verilmiştir.
Konu ile vezin arasında ahenk ilgisi aranmıştır.
Şiirde musikiye önem verilmiştir.
Hayata karamsar bakmaları ve derin bir melankoli içinde kıvranmaları   şiirlerine yansımıştır.
Yalnızca Tevfik Fikret “toplum için sanat” ilkesine bağlı, sosyal   içerikli şiirler yazmıştır.Abdülhak Hamit‘in şekilde yaptığı yeniliği daha da genişletirler. Fransız şiirinden “sone” ve “terzarima” gibi nazım türlerini alırlar. Müstezad (serbest nazım)ı, yaygın ölçüde   kullanırlar. Kalıplaşmış aruz vezinlerinin dışına çıkarlar.Türkçeyi aruza uygularlar.   Fikret oldukça başarı sağlar. Aruzun bütün kalıpları müstezat için denenir,   büyük ilgi görür.Şiirde ahengi yaratmada aruz   vezninden yararlanılır. Konunun yapısına uygun, aruzun değişik kalıpları   kullanılır. Ahenk endişesiyle aynı şiirde değişik   vezinlere yer verirler (Cenap Sahabettin).Kafiye göz için değil,   kulak içindir ilkesi benimsenir; kafiye, ahenk unsuru olarak eli alınır.

Şairler,   mısra bağımsızlığı anlayışına ve ifadenin bir beyitte bitmesi geleneğine   karşı koyarlar. Bütün güzelliğine önem verirler.

Şiirde anjambmanlar(şiirde   cümledeki anlamın bir dizede bitmeyip sonraki dizelere   geçmesi,kayması,sarkması)kullanarak, şiiri nesre yaklaştırmaya çalışırlar.   Şiirde cümleleri istedikleri kısalık ve uzunlukta kullanırlar. Cümleyi mısra   ortalarında tamamlayarak, beş altı mısra kadar uzattıkları olur.

Şiirin konusunu genişletirler.   Ferdî duygu ve hayâllerin yanı sıra, aşk, tabiat ve allı hayatı başlıca   temalar arasındadır. Hayâl-hakikat çatışması şiirde dikkat çekici   boyutlardadır.

Ferdiyetçi   sanat anlayışı şiire egemendir. Aşırı duygusallık ve yeni hayâl dünyası kurma   eğilimi, onları ferdiyetçi kılmıştır. Bu yüzden aşk ve tabiat konusuna   ağırlık verir.

Romantizmden sembolizme   kadar açılan şairler, yeni bir duyuş, hayâl kuruş, yeni bil zevk ve estetik   getirmişlerdir. Beğendikleri birçok hayâlleri şiire sokarlar.

 

Parnasizmin ve sembolizmin etkisiyle şiire   resim ve mûsikî girer. Ses ve ahenk şiire egemen olur (Tevfik Fikret, Cenap   Şahabettin). Şiire özgü bir vokabüler (kelime kadrosu) yaratılır. Şiirde   kuvvetli bir mûsikî dili görülür. Şiire dış mûsikî (yani vezin ve şekil   kusursuzluğu) ve iç mûsikî (yani doyurucu, anlam yönü kuvvetli şiir)   egemendir. Tevfik Fikret dili ve tekniğiyle dış mûsikîyi, Cenap Şahabettin   ise ince buluş, parlak hayal ve mecazlarıyla iç mûsikîyi sağlarlar.

Şiir   dilinde Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar vardır. Sanatkârane   bir üslûp peşindedirler.

Batı   etkisinde şiire yeni sözler girer: “saat-ı semen fem” (yasemin   renkli saat). Fransızca ” neige d’or ” karşılığı olan “berf-i   zerrin” (altın renkli kar) vb…

Servet-i   Fünun şiiri, II. Meşrutiyet’in ilanıyla (1908) sosyal meselelere yönelir   (Tevfik Fikret, Ali Ekrem, Süleyman Nazif…)

Şiirin   yenileşmesinde nazım şekli önemli bir rol   oynar; şiir nazım şekli bakımından   zenginlik kazanır.

Servet-İ   Fünûn Döneminde Öğretici Metinlerin Genel Özellikleri

-Servet-i   Fünûn dönemi öğretici metinlerinde bireysel ve edebi konular işlenmiştir.
-Servet-i Fünûn öneminde edebi tenkit daha çok kendilerine   yapılan eleştirilere cevap verme ve Serveti Fünun edebiyatının tanıtılması   önlerinde yoğunlaşmıştır.
-Dil ağırdır.
-Servet-i Fünûn dönemi öğretici metinler edebî tenkit, anı türünde   yoğunlaşır.
-Gezi yazısı, mizah, edebi tenkit (eleştiri)    ve fıkra türünde de eserler   verilmiştir.
-Hüseyin   Cahit Yalçın, Cenap   Şahabettin, Halit   Ziya Uşaklıgil, Ahmet   Şuayp,Hüseyin   Suat Yalçın öğretici metin   alanında eser verin sanatçılardır.
-Oluşturulan ürünler halkın sorunlarından uzaktır.
-Edebiyat tarihi ve felsefe alanında hiçbir çalışma yoktur.

1-Servet-i   Fünûn döneminde tenkit (eleştiri):

Edebiyat   ve sanat tartışmaları daha çok “Dekadanlık, batı taklitçiliği, bu dönem   eserlerinin dilinin anlaşılmayacak kadar ağır ve sembollerle dolu olması, bu   dönemde halktan kopuk bir edebiyatın teşekkül etmesi” noktalarında   yoğunlaşmıştır. Serveti Fünun öneminde edebi tenkit daha çok kendilerine   yapılan eleştirilere cevap verme ve Serveti Fünun edebiyatının tanıtılması   önlerinde yoğunlaşmıştır. Serveti Fünun dergisi o dönem aydınlarının bir   araya geldiği, tartıştığı yer olmuştur. Tenkit türünde; Hüseyin Cahit, Cenap   Şahabettin ve Ahmet Şuayip özellikle dikkat çeken isimlerdir. Hüseyin Cahit   Yalçın Servet-i Fünûn’a yapılan çeşitli saldırılara aynı şiddette cevaplar   vermekle ün salmıştır. Sonraları bu türde yazdıklarını bir kitap haline   getirmiş ve “Kavgalarım” adını vermeyi uygun bulmuştur. Edebi   çalışmalarını tenkit alanında toplayan tek şahsiyet Ahmet Şuayp’tır.

2-Servet-i   Fünûn döneminde Hatırat (anı):

Servet-i   Fünûn döneminde anı türünde başarılı eserler verilmiştir. Halit Ziya   Uşaklıgil anı türünde yazdığı Kırk Yıl, Saray ve Ötesi (3 cilt), Bir Acı   Hikâye adlı eserleri yazarın hayatını ve çevresini aydınlatması bakımından   çok önemlidir. Hüseyin Cahit Yalçın; edebiyat hayatıyla ilgili anılarını   Edebî Hâtıralar adıyla çıkarmıştır. Gazete ve dergilerde tefrika edilen   siyasi anılan ölümünden bir süre sonra (19) adıyla yayınlanmıştır.

3-Servet-i   Fünûn döneminde Hiciv ve Mizah:

Servet-i   Fünûn döneminde Hüseyin Suat Yalçın hiciv ve mizaha yöneldi ” Gâve-i   Zâlim” takma adıyla siyasi ve sosyal hicivler yazdı.

4-Servet-i   Fünûn döneminde Gezi Yazısı:

Servet-i   Fünûn döneminde gezi türünde başarılı örnekler verilmiştir. Cenap Şahabettin   memuriyete gönderildiği Hicaz bölgesinde intibalarını anlattığı eserine   “Hac Yolunda” adını vermiştir.Bu eser Servet-i Fünûndan sonra daha   da gelişecek Gezi edebiyatı için bir lokomotif olmuştur. Tanzimat’tan beri Cenap   Şehabettin’e kadar yazılan gezi yazılarının bir edebi değer taşımamaktaydı.   Cenap’ın ayrıca Suriye’ye yaptığı geziye ait Suriye Mektupları (1917),   Avrupa’ya yaptığı gezi ile ilgili Avrupa Mektupları (1919) adlı eserleri de   vardır. Gezi türünde yazılmış bir başka eser de Ahmet   İhsan Tokgöz’ün   “Avrupa’da Ne Gördüm” (1892) adlı eseridir.

5-Servet-i   Fünûn döneminde Fıkra:

Servet-i   Fünûn döneminde azda olsa fıkra örnekleri verilmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın   fıkralarını “Hayât-ı Hakikiyye Sahneleri” adlı kitapta toplamıştır.

Servet-i   Fünûn (Edebiyat-ı Cedide) Döneminde Hikâye ve Roman

 

Servet-i   Fünûn döneminde hikâyede büyük gelişme yaşanır.Tanzimat’la edebiyatımıza giren hikâyenin   olgun örnekleri bu dönemde verilir. Şiirde olduğu gibi hikâyede de bireysel   konular işlenir. Servet-i Fünûn neslinin “içe dönük,   karamsar” bakışı bu hikâyelere de sinmiştir. Kimi hikâyelerde istanbul   dışında geçen olaylara de yer verilmekle birlikte hikâyelerde mekân   genellikle İstanbul’dur. Yazarlar realizmin etkisiyle yazdıkları   hikâyelerde yaşadıkları dönemi işlemişlerdir.

 

Tanzimat ve Servet-i Fünûn Hikâyeciliğinin   Karşılaştırılması

Tanzimat yazarları hikâyelerde sosyal yarar   amaçlamıştır. Bu açıdan hikâyelerde evlilik sorunları, gelenek ve töre, batıl   inançlar, esaret, yanlış Batılılaşma işlenmiş, mekan ihmal edilmiştir.   Edebiyat-ı Cedîde döneminde yazarlar, yapıtlarında bireysel duyguları   işlemişler; aşk, kadın, evlilik, tabiat, yalnızlık, hayal-hakikat   çatışmasından kaynaklanan ümitsizlik, aşırı melankoli, hastalık, karamsar bir   bakış açısı gibi bireysel konulara yer vermişlerdir. Bu dönem hikâyelerinde   sanatçı ruhlu, piyano çalan, yabancı dil bilen kadınlar; sevdalı, ince ruhlu   âşıklar, Batılı tipler görülür. Mekan İstanbul’dur.

 

Tanzimat   hikâyelerinde dil, biraz daha sadedir. Cümleler kısa, açık ve anlaşılır   özelliktedir. Çünkü bu dönemde düşünce öne çıkmış, özentili anlatım arka   plana itilmiştir. Servet-i Fünûn yazarları, “Sanat, sanat   içindir.” görüşünü benimsemiştir. Bu nedenle onların hikâyelerinde dil,   süslü ve sanatlıdır. Eski sözcükler sıklıkla kullanılır. Dilde sanat kaygısı   ağır basar. Ancak bu dil, romanlara göre daha sadedir.

 

Tanzimat   yazarları Fransız edebiyatından etkilenseler de Doğu öyküleme   geleneğinden kurtulamamıştır. Bu nedenle Tanzimat hikâyelerinde yapı, Batılı   olsa da iç kurgu ve anlatım Doğulu özellikler taşır. Olay ön plandadır.   Kişiler siliktir. Hikâyelerde romantizmin etkisi açıkça hissedilir.   Samipaşazade Sezai ile birlikte hikâyelerde realizmin etkisi görülmeye   başlar.

Servet-i   Fünûn döneminde ise geleneksel hikâye tamamen bırakılır, Batılı tarzda   hikâyeler yazılmaya başlanır. Realizmin etkisiyle gerçekçi hayat sahneleri,   sosyal yaşamdan kesitler hikâyelerde yansıtılır. Olay yerine kişilere,   onların ruhsal durumlarına ağırlık verilir. Bu nedenle yazarlar,   öykülerindeki kişileri yaşadığı toplumdan, kendi çevrelerinden seçmişlerdir.

 

Servet-i   Fünûn edebiyatının en önemli hikayecisi Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Sanatçının hikâyeleri,   anlatım ve teknik özellikler bakımından romanlarıyla aynı çizgidedir. Çok   kuvvetli iç ve dış gözlem yeteneği olan yazar, hikâyelerini rahat yazar. Bu   bakımından, onun hikâyeleri romanlarına oranla daha doğaldır. Hikâyeleri   üslup bakımından daha zengin, lirizmle iç içedir. Yazarın hikâyelerindeki   dili, romanlarından daha sadedir.

 

Hikâyelerinin   konuları millî ve yereldir. Hikâyelerinde halktan kişilere yer verir. Kimi   hikâyelerinde mekan olarak Anadolu da yerini almıştır. “Mahalleye   Mevkuf, Dilhoş Dadı, Raife Molla, Altın Nine, Keklik İsmail, Kar Yağarken,   Ali’nin Arabası” gibi hikâyeleri millî ve mahallî özellikler taşır.

 

Halit   Ziya’nın belli başlı hikâyeleri şunlardır: “Bir Muhtıranın Son   Yaprakları, Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Heyhat, Solgun Demet, Sepette   Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair,   İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri, Bir Şir’i Hayal”

Halit   Ziya’dan sonra Servet-i Fünûn topluluğunun bir diğer hikayecisi Mehmet Rauf’tur. O, hikâyelerinde aşk   konusunu işlemiştir.

Servet-i Fünûn Romanının Dil ve Anlatım   Özellikleri

Tanzimat’la   başlayan Türk romanı, Servet-i Fünûn döneminde Namık Kemal’in açtığı sanatkârane üslup ile   gelişimini devam ettirmiştir. Bu dönemde roman, gerek üslup gerekse teknik bakımdan   önceki döneme göre büyük gelişim göstermiştir. Romanda Tanzimatçılarda görülen kurgu hataları, üslup   eksiklikleri, acemilikler Servet-i Fünûn döneminde kaybolmuştur. Roman   tekniği modern ve sağlamdır. Olayların örgüsü, işlenişi ve konuşmalar   başarılı biçimde verilmiştir. Yazarlar, eserde kişiliğini gizlemiştir. Batılı   anlamda Türk romanı bu dönemde yazılır.

 

Servet-i   Fünûncular, Tanzimat’la başlayan dilde sadelik anlayışından uzak durmuş,   aydın kesim için süslü ve sanatlı bir dille eserler vermiştir. Onlar estetiğe   önem vermiş, bu da beraberinde dil zenginliğini getirmiştir. Ancak   sanatkârane üslup anlayışı eserlerde kullanılan dilin kimi zaman anlaşılmaz   hâle gelmesine neden olmuştur. Sanatçılar duygu ve düşüncelerini anlatmak   için Arapçadan, Farsçadan, Batı edebiyatından sözcük ve tamlamalar kullanmışlardır. Batı   edebiyatının etkisiyle kısa cümleler kurmaya özen göstermişlerdir. Yazılarda   Fransız cümle yapısının etkisi vardır. Söz diziminde yenilikler yapmışlar;   kesik cümleler kullanmışlar, sıfatları ismin sonunda   kullanmışlar, fiilsiz cümleler oluşturmuşlar,   “ve” bağlacına, “ah” ve “oh” gibi ünlemlere   cümlelerde bol bol yer vermişlerdir.

Servet-i Fünûn Romanının Tema/Konu Özellikleri

 

Tanzimat sanatçıları devrin koşulları gereği dışa   dönük sosyal yazarlardır. Yapıtlarında işledikleri konular da yanlış Batılılaşma,   görücü usulüyle evlenme, esaret (kölelik) gibi sosyal konulardır. Servet-i Fünûn sanatçıları ise yaşadıkları dönemdeki   siyasal baskılar ve sansür nedeniyle bireysel konulara yönelmiştir. Bunun   sonucu olarak sosyal içerikli temalardan uzak durmuşlar; eserlerinde   hayâl-hakikat çatışması, başarısız aşklar, karamsarlık gibi bireysel temalara   yönelmişlerdir.

 

Yazar   yaşadığı toplumdan bağımsız değildir. Onun, yaşadığı toplumun uzak bir   şekilde eser vermesi olanaksızdır. Bu açıdan her tema yazıldığı dönemin   zihniyetini, sosyal ve kültürel durumlarını yansıtır. Kısacası yaşamın   gerçeği ile romanın gerçeği birbiriyle örtüşmez; ancak roman gerçek yaşamdan,   içinde yaşadığı toplumsal, ekonomik ve kültürel ortamdan etkilenir.   Üretildiği toplumun yansımalarını içerir.

Mai ve Siyah’ta   romanın yazıldığı dönemin basın hayatı, Aşk-ı Memnu’da Beyoğlundaki yaşam, eğlence merkezleri yer alır.   Servet-i Fünûn romanında, konular İstanbul’daki seçkin kişilerin yaşamından,   özellikle Batılı çevrelerden alınır. Hayal kırıklığı, üzüntü ve başarısız   aşklar romanlara konu olur.

 

Servet-i Fünûn ile Tanzimat Romanının   Karşılaştırılması

Tanzimat   Dönemi’nde yazarlar roman türünün ilk örneklerini vermiştir. Bu dönemde   yazarlar, romanda belli bir gelişmeyi değil, Doğu ve Batı kültürünü birbirine   katarak sosyal yararı gözetmiştir. Halka seslenebilmek için yazmış, bu yolda   meddah ağzını kullanmış, öğreticiliği amaçlamıştır. Bu açıdan Tanzimat   romanları teknik olarak kusurlu; ama bu türü yaygın hâle getirmesi açısından   önemlidir.

Yazarlar, romanlarında halkı göz önünde   bulundurmuş, görüşleriyle kahramanları üzerinde etkili olmuş, romanlarının olay   akışını sık sık keserek okura bilgiler vermiştir. Edebiyatımızda Batılı   anlamda esas roman, Servet-i Fünûn’la başlar. Servet-i Fünûncular realist ve natüralist yazarları, psikolojik roman   çığırını açan yazarları ve onların roman anlayışlarını örnek almışlardır.   Toplumsal yarar içeren sosyal konular (cariyelik, görücü usulüyle evlilik,   köle ticareti, yanlış Batılılaşma vs.) gitmiş, kişisel konular, özellikle aşk   konusu romanlara hakim olmuştur.

 

Tanzimat   romanlarında kişilerin psikolojik çatışmalarına çok az yer verildiğini,   yazarların görüşlerinin roman kahramanları üzerinde etkili olduğunu,   romanlarda gösterme tekniği yerine öykülemenin ağır bastığını önceki   ünitemizde işlemiştik. Bu dönem roman yazarları daha çok, Doğu edebiyatının   etkisindedir. Tanzimat Dönemi romanlarında ne canlı bir psikoloji ne karakter   ne de gerçekçi yaşam sahneleri vardır. Bu nedenle yazarlar, tasvir ve   tahlilde başarılı olamamışlardır.

 

Romanlarda   ağırlıklı olarak kişilerin yaşamı ve salon hayatı işlenir. Kişilerin ruh   çözümlemelerine, tabiat ve çevre betimlemelerine özen gösterilir. Roman   kişileri, romantik yönleri olmakla birlikte genellikle modern yaşamın   içinden, eğitimli, bazen hırslı, bazen isyankar, geleneğin kalıplarını kıran,   ümitle bunalım arası gelgitler yaşayan gerçekçi kişilerdir. Bu kişiler   karamsar tipler, çapkın ve macera peşinde olanlar, zengin ve Avrupalı tipler   olarak sınıflandırılabilir.

 

Yazarlar   kahramanlarını psikolojik gerçekliklere uygun olarak serbest bırakır, okuru,   taraf tutmadan kahramanları anlama ve çözümlemeye yönlendirir. Bunun yanında   yazarlar, romanlarda Batı tarzı hayatı ve kahramanları işlemişler, sosyal   yaşamdan da kuvvetli tiplere ve sahnelere de yer vermişlerdir. Örneğin Halit   Ziya’nın Mai ve Siyah romanındaki Ahmet Cemil, Aşk-ı Memnu’daki Firdevs   Hanım, Nihal ve Bihter, o devir İstanbul’unda yaşamış toplumdan kişilerdir.

 

Tanzimatta   sade dile yönelim vardır. Şinasi ile başlayan dilde sadeleşmeyi Ahmet Mithat,   uygulamaya çalışır. Fakat özentisiz cümleler kurduğu için bunda başarılı   olamaz. Samipaşazâde Sezai dilde sadeleşmeyi savunmakla birlikte sanatlı söz   söyleme alışkanlığından bütünüyle kurtulamaz. Bu konuda Nabizade Nazım daha   başarılıdır. Servet-i Fünûn roman ve öykülerinde ise sade dil anlayışı bir   kenara bırakılmış, son derece süslü ve sanatlı, arapça ve farsça sözcüklerle   yüklü bir dil kullanılmıştır.

 

“Eski –   Yeni” Tartışması, (Abes-Muktebes Tartışması),
(Demdeme-Zemzeme)

Edebiyatımızda ”kafiye göz için mi kulak için mi   tartışması” ,
abes   – muktebes (      ) kelimeleri yüzünden   çıkmıştır.

“abes”   kelimesinin sonundaki “s” harfi Arap alfabesinde “peltek   s” ile; “muktebes” kelimesinin sonundaki “s” ise   “sin” ile yazılmaktadır. Bu tartışma bir anlamda bu şekilde bir   kafiyelendirme yapılıp yapılamayacağı tartışmasıdır.

Recaizade   Mahmut Ekrem’le (ZEMZEME), Muallim Naci (DEMDEME), tartışmanın taraflarıdır.

Demdeme   ve Zemzeme adlı eserlerde cereyan etmiştir. Eski-yeni edebiyat tartışması da   denir.

Zemzeme   sözlük anlamı: Şırıltı; mecazî anlamda ise nağmeli ve uyumlu söz anlamına   gelmektedir.
Demdeme sözlük anlamı: Hoşa gitmeyen sözler; hiddetli gürültülü ses.

Zemzeme, Recaizade Mahmut Ekrem   tarafından yazılmış 3 ciltlik şiir serisidir. Recaizade Mahmut Ekrem, Zemzeme   eserini yazdıktan sonra eski-yeni çatışmasında yenilikçi tarafı   seçmiştir.Zemzeme kitabının önsözüServet-i   Fünun akımının   öncüsü olarak da görülür. Eski şiir anlayışının (Divan   şiiri)   takipçisi olarak bilinen Muallim Naci, Zemzeme’ye karşılık olarak Demdeme   adlı eserini yazar. Zemzeme-Demdeme çatışması ve etrafında gelişenler edebiyat çevrelerini uzun   süre meşgul etmiştir.

Eski>>> kafiye göz için: Muallim Naci
Yeni>>>   kafiye kulak için: Recaizade   Mahmut Ekrem

 

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir