Türkiye’nin Çevre Sorunları Nelerdir

ceve1Dünyaya geldiği ilk andan itibaren yaşam kalitesinin yükseltmek için çabalayan insanoğlu ilk çağdan sonra taş devri ile birlikte doğa ile etkileşime girmeye başlamıştır. Bu devirde yani paletliktik dönemde insanın doğaya etkisi yok denecek kadar azdı. İnsanlar beslenme ve barınma ihtiyaçlarını doğanın dengesini bozmadan halledebiliyorlardı.

İnsanlar tarafından doğal çevreye yapılan baskı tarımsal üretimin hayata geçmesiyle başlamıştır. Toprağın ve suyun hatalı kullanılması sonucu doğada tahribatlar gözlenmiştir. Çevre sorunlarının son yüz yıl içerisinde yaşandığı bilinmektedir. Sanayi devriminin çevre sorunlarının baş göstermesinde büyük bir katkısı vardır. Fabrika atıkları ve dumanları, sera gazı ve fosil yakıt kullanımındaki artış doğaya ve çevreye olumsuz yönde etki etmiştir. Petrol, benzin ve mazot gibi fosil yakıtları sera gazı emisyonuna yani küresel ısınmaya neden olmaktadır. Bu, dünya üzerindeki sıcaklığın artması anlamına gelmektedir. Dünya yüzeyinin güneş ışınları tarafından ısıtılması ve dünyanın bu ışınları tekrar atmosfere yollaması ile birlikte bazı ışınların yeryüzündeki doğal bitki örtüsü tarafından tutulması dünyanın gereğinden fazla ısınmasına neden olmaktadır.

Endüstrileşme ve hızlı kentleşme alan açığı yaratmış ve tarımsal alanlar şehirleştirilmeye başlamıştır. Ne yazık ki kağıt ihtiyaçları için ağaçları kesmek, ulaşım için yol, tünel ve köprüler yapmak, enerji kaynaklarını kullanma esnasında oluşan kazalar hem doğanın dengesini bozmakta hem de doğal çevrenin kirlenmesine neden olmaktadır. Söz konusu çevre sorunları için 1970 yılından itibaren projeler geliştirilmeye başlanmıştır. İlk çalışmaya 1972 senesinde Stocholm konferansında imza atılmış ve konferansta 5 Haziran Dünya Çevre Günüilan edilmiştir. Çevre sorunları ile ilgili çalışmalar yapan birçok kurum, kuruluş, üniversite ve gönüllü organizasyonlar vardır.

Türkiye’de önemli çevre sorunları arasında su kirliliği vardır. Yoğun yerleşim bölgelerinin bulunduğu bölgelerde sular ne yazık ki kirletilmektedir. Sanayi atıkları doğrudan sulara karıştığında suların kirlenmesi elbette ki kaçınılmaz. Marmara bölgesinde bulunan Susurluk ve Ergene nehirleri ile Manyas ve Sapanca Gölleri endüstri atıkları sebebiyle kirlenen sulara örnektir. İçme ve kullanma suyu olarak kullanılan bu su kaynaklarının kirlenmesi ileride büyük su  sıkıntılarının yaşanacağının göstergesidir. Aynı zamanda birçok balık ve su canlısının da yaşamı tehlikeye girecektir.  Tatlı sularda oluşacak bu kirlenme ileride salgın hastalıklara da sebep olacak ve tüm canlı yaşamı için tehlike oluşturacaktır. Sanayi atıklarının çevreyi kirletmesini önlemek için bu sanayiler tatlı su kaynaklarının yakınına konumlandırılmamalıdır. Sanayilerde havalandırma sistemleri kullanılarak havaya karbondioksit gibi zararlı gazların yayılması önlenmelidir. Çevreci yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması sağlanmalı, kent ısınmasında ise kömür yerine daha temiz olduğu için doğal gaz kullanılmalıdır.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir